Dr. İSMAİL NEVZAT TUNCAY: “MASKE ÇOK ÖNEMLİ”

Hüseyin İşlek / Berlin

Sevgili Dr. İsmail Nevzat Tuncay, Koronavirüse hazırlıksızlık mı yakalandınız? Alman makamları hazırlıklı mıydı sizce?
Dr. Tuncay: Biz başlangıçtan bu yana böyle bir virüsün bizim buralara da geleceğini hesabettik ve hazırlıksız yakalanmadık. Aslında Alman makamları da hesabetti, ancak Alman makamlarının hesap edemediği bir nokta oldu bence, o da bu maske meselesi. Almanya’da yeterli maske yoktu. Bu sebeple başlangıçta, maske takma mecburiyeti getirilemedi. Almanya’nın bence en büyük eksiği bu oldu. Başlangıçta eldiven de bulunamadı ve yeterli değildi. Hadi elinizi yıkarsanız, fakat maske mutlaka şarttı. Orada bir sıkıntı oldu diyebilirim, ancak biz hemen bir özel sistem yarattık burada. Burada üstte kabul ettiğimiz hastalar için normal girişi daha binaya girmeden önce dışarda, yani kapı dışında kontrol etmeye başladık. Ana kapıyı kapattık, yanda küçük bir kapıdan giriş sağladık. Onun da önemi, özel bir plastik malzeme koyduk, bu sayede gelen kişiler, evvela o plastik malzemenin arkasından şikayetlerini dile getirdiler. Biz de onları şikayetlerine göre sınıflara ayırdık, bir kısmını benim klâsik hastalarım olan kalp, akciğer veya böbrek hastası olanları hemen yukarı alabildik. Bu arada şüphelendiğimiz bütün vakaları öncelikle buradaki sağlık sisteminin bize verdiği tavsiyeler noktasında dışarda tuttuk, içeri bile almadık. Sonra onlar için özel bir oda açtık ve bu odada onların boğazlarından kültür alarak, örnekleri hemen laboratuvara, hastaları da evlerine gönderdik, kendilerini karantinaya almalarını tavsiye ederek. Çıkan netice negatif ya da pozitif, bize veya Eyalet Sağlık Dairesi’ne (Gesundheitsamt) bilgi veriliyordu. Malum “kötü haber tez duyulur” derler. Pozitif çıkan hastaları izole ettik, gereken hastaları hastaneye yatırdık ve halen de bu mücadelemiz devam ediyor.

Sağlık merkezimizde ne doktor, ne hemşire, hiçbir arkadaşlarımızı Korona’ya yakalatmadık. 

Koronavirüs ile ilgili gözlemlerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Dr. Tuncay: Benim Koronavirüs ile ilgili gözlemim şöyle: Türkiye kökenli, Anadolu’dan gelen hastalar, Almanya’dan gelenlere göre biraz daha arkadan geliyor. Şu sıralarda bizde hastaya rastlama oranı giderek artıyor. İlk haftalarda sıfırdı, ikinci hafta 1-2’ye yükseldi. Giderek yükseldi. Örneğin dün beş vaka birden tespit ettik. O kadar tavsiye edildi. Ne bekliyorsunuz ki! İftar yemeğine gitmişler, çoluk çocuk hep beraber virüs kapmışlar. Örneğin bir vatandaş Türkiye’den geldi, düğün yapmışlar, düğündekilerin hepsi hastalığa yakalanmış. Bu da buraya gelir gelmez hastalandı. Allah yüzümüze baktı, şimdiye kadar bir ölüm vakası olmadı. Hastaneye yatırdıklarımız da sağlıklarına kavuşarak evlerine döndü. Biz de kontrollerimize halen çok sıkı devam ediyoruz. Gelen kişiler, sizin de geldiğinizde gördüğünüz gibi birinci kapı, ikinci kapı, üçüncü kapı sistemiyle, yani yukarı aldığımız hastalar üç filtreden geçerek bize ulaşıyor. Biz 16’sı doktor 72 kişilik bir ekiple çalışıyoruz. Kararlar hep birlikte alınıyor ve herkes bu kararlara uymak zorunda. Biz sağlık merkezimizde ne doktor, ne hemşire, hiçbir arkadaşlarımızı Koronaya yakalatmadık. Personelimizi bu güne kadar koruyabildik.

Hastalar ne gibi şikayetlerle geliyorlardı?
Dr. Tuncay: Gelenler genellikle terleme, ateş, baş ağrısı, eklem ağrıları şikayetleriyle, bazıları ise tad alma sorunları yaşadıklarını ifade ederek geldiler. Yani tad alma duygularında kayıp vardı. Onları daha birinci aşamada yani aşağıda şüphelenilen vakalar sınıfına aldık, yani o hastalar yukarı bile çıkamadı. Onları aşağıda açtığımız özel odaya aldık. Orada hemen testleri yapıldı, kendileri hemen evlerine gönderildi. Zaten bizden evvel Eyalet Sağlık Dairesi (Gesundheitsamt) onları evlerinde ziyaret ederek, iki hafta evden çıkmamalarını söyledi. Bu süreçte iyi olanlar oldu ve bir hastamız da hastanede sağlığına kavuşarak taburcu oldu. Tabii çok büyük özveri ve enerji gerektirdi, başlangıçta biraz masraflı da oldu. Biz de herkes gibi hemen maske bulamadık, maskeleri piyasadan yüksek fiyata almak zorunda kaldık. Halen çok sıkı bir takip içindeyiz. Netice itibariyle alnımızın akıyla bu günlere geldik. Ama bu demek değil ki bundan sonraki günler daha kolay olacak.

Nasıl olacak?
Dr. Tuncay: Şimdi serbestleşme ve dışarı çıkma konusunda yumuşama, gevşeme başlatıldı. Bunlarla beraber bulaşma da başlayacak. Çok pesimist olmayalım ve ikinci dalga demeyelim ama bu böyle devam edecek. Koronavirüs kavgası devam edecek, uçaklarda çok enteresan tedbirler almışlar. Türkiye’nin bu konudaki çalışmalarını çok beğeniyorum. Gelen her kişiye bir test yapma noktasında olması müthiş birşey ve iki saat içinde de neticeyi bildireceğiz diyorlar. Zira havaalanının içine kurmuşlar sağlık merkezini ve laboratuvarı. Bunlar çok güzel ve enteresan şeyler. Türkiye bazı bakımlardan acımasız oldu ama öte yandan da etkili oldu. Özellikle 65 yaş üstü gruba karşı çok sert tedbirler uyguladılar, yaşlı oldukları adeta kafalarına vuruldu. Bunun vermiş olduğu psikolojik bir üzüntü var. İkincisi yaşlıların harekete, güneşe ihtiyacı var, bunlardan uzak kaldılar. Bir yerden korumaya çalışıyoruz ama 18 yaş altı çocuklar, onlarda bence bir çeşit travmalar oluşacak. Başlangıçta oyun gibi gelmiştir ama onlarda da travmatik sorunlar olabilir. Bunun da önlemini almak ve bu konuda çalışmalara başlamak gerekir. Yine de Türkiye’yi Koronavirüs ile mücadelede başarılı buluyor ve tebrik ediyorum.

Almanlar disiplinli, iyi kötü bulaşma sayısını 1’e, 1’in altına düşürdüler, şu anda 0,7-0,8 civarında.

Şimdi okurlarımıza biraz da virüsün özelliklerini anlatabilir misiniz?
Dr. Tuncay: Süreç zor başladı. Şöyle ki siz eğer bir salgınla uğraşıyorsanız, üstelik bu salgının ilacı yoksa, bulaşıcılığı üzerine büyük bir bilgi sahibi değilseniz, işiniz zor demektir. Netice itibariyle herkes eli kolu bağlı, tek bir ümide sarıldı. O da izolasyon, yani kişiler birbirleri ile irtibat kurmazlarsa, virüs bulaşmaz. Fiziki mesafe yani, herkes tek ona sarıldı. Hükümet de öyle. Almanlar disiplinli, iyi kötü bulaşma sayısını 1’e, 1’in altına düşürdüler, şu anda 0,7-0,8 civarında. Tahminim belli bir kitlede de, farkına varılmadan, semptom vermeden geçen vakalar var, hem de çok sayıda. Sürü bağışıklığı denen olay da var. Kitlelerin büyük bir çoğunluğu hastalığı geçiriyor, dolayısıyla bağışıklık kazanıyor. Ama bunu geçirirken de, ateşi yok, hastalık belli değil, başkalarına geçirme ihtimali çok yüksek. İşte o sıralarda, özellikle yaşlıları korumak için ne gibi tedbirler almak gerekiyor? Çocuklarda taşıyıcı olma özellikleri olduğu için, onlara da önlem almak gerekiyor. Büyük bir çoğunluğu bunu hissetmiyor. Federal ve Eyalet Sağlık Bakanlığı bu konuda çok iyi çalışıyor, bilgilendiriyor. Hükümetin bu konudaki çalışmalarını çok beğeniyor ve Merkel’in çalışmalarına şapka çıkarıyorum. Aldığı yerinde kararlarla, hem halkı paniğe sevk etmedi, maske eksikliklerini bildiği halde pek belli etmedi. Böyle büyük bir salgınla mücadelede ciddi olarak güvenilir insan figürü çizdi sayın Merkel.

Koronavirüs ile ilgili güncel ve aktüel bilgiye nasıl ulaşabiliyorsunuz?
Dr. Tuncay: Bizlere her gün taze bilgi aktarımı telekonferanslar ile yapılıyor. Firmalar ve ilaç sektörü Almanya’daki doktorlara internet aracılığıyla her gün taze bilgi aktarıyor ve bizlere telekonferanslar veriyor. Komputer ve handy üzerinden bir ön kayıtla verilen kod numaraları ile verilen termin üzerine bağlanarak (örneğin Zoom gibi) Koronavirüs ile ilgili güncel ve aktüel bilgiye ulaşabiliyoruz.

Dr. Tuncay: “Covid-19 öyle, böyle değil, halâ çooook, çok ciddiye alınması gereken bir salgın.”

Koronavirüs vatandaşlarımız tarafından yeterince ciddiye alınıyor mu sizce?
Dr. Tuncay: Covid-19 öyle, böyle değil, halâ çooook, çok ciddiye alınması gereken bir salgın. Çünkü bazen hiçbirşey yapmıyor, zira vücudunuzun direnci kuvvetli, vücudunuzda barınamıyor ama yakaladığı zaman öldürücü oluyor. Hani nasıl yırtıcı bir hayvan avını gırtlağından yakalıyor, bir daha asla bırakmıyor bu Koronavirüs de öyle. Ancak yoğun bakımda ciddi bir oksijen tedavisi, yanında da kanı sulandıran ilaçlarla tedavi yöntemleri var. Son günlerde izlediğim bilgi paylaşımlarında çok fazla sayıda hastada tromboz yaptığını izliyorum. Kalp adalesinde yüzde 30 oranında hasar meydana getiriyor. Hemen hemen her üç vakadan birinde böyle maalesef. Şimdilerde bize başka testler de teklif edildi. Bizler de o testleri yapma noktasındayız. Patolojik bulguları gelmeye başladı bize, Koronavirüs beyinde hasar yapıyor. Beyinde sanki metastaz varmış, kanser varmış gibi hasar meydana gelmiş. Bize tavsiye edilen, bu hastaların kanını Marcumar ile infarktüs geçirmiş gibi sulandır veya o ayar infarktüs sonrası kullanılan ilaçlardan ver diyorlar. Meselenin ne kadar ciddi ve tehlikeli olduğu halâ ortaya çıkıyor. Ciddi ve önemli.

Dr. Tuncay: “Maske çok önemli” 

Daha ne kadar maske takmaya devam edeceğiz?
Dr. Tuncay: Maske bence çok önemli. Maske bence alışkanlık haline gelmeli. Çin’de, Japonya’da zaten insanlar günlük hayatlarında bile, yani Koronavirüs öncesi de maske kullanıyorlardı zaman zaman. Bir bakıma yaşam biçimi oradaki insanların, hava kirliliğine karşı olarak. Burada da artık maskeyi günlük yaşamımızın bir parçası olarak göreceğiz bundan sonra, en az iki sene daha.

Dr. Tuncay’a soruyorum: “Türkler nasıl karşıladı Koronavirüs salgınını?”
Dr. Tuncay: Benim klâsik hastalarım 15 gün hiç ortalarda görünmedi. Daha sonra yavaş yavaş telefonla irtibat kurmaya başladılar. Başlangıçta kapanan muayenehaneler oldu 3-4 hafta, ama biz salgının başından bu yana hiç kapatmadık. 72 kişilik büyük bir ekiple çalışmak kolay değil, mesuliyetler artıyor, hem hastayı koruyacaksınız, hem ekibi. Sadece yetişkinler için değil çocuklara da sağlık hizmeti veriyoruz. Berlin’de hastanelerden sonra en çok çocuk doktoru ile hizmet veren yer bizim sağlık merkezimiz. 5 tane doktoru olan çocuk bölümümüz var. Kentin iki farklı ilçesinde hizmet veriyoruz. Yalnız buradaki dört bin değil Hermannplatz’ta da iki bin çocuk var, sağlık bakımını üstlendiğimiz. Salgın nedeniyle sünnet yapmaya ara verdik. Sonbahara doğru sünnet yapmaya yeniden başlarız diye düşünüyorum. 1987’den beri önce muayenehanemde, 2002’den beri de burada MVZ’de Berlinlilere hizmet veriyorum.  Bizim meslek çok mesuliyet gerektiren bir iş. Zordur insanlara, özellikler Türklere hizmet vermek.

Berlinli Türkler ne yapsın?

Söyleşimizin sonlarına doğru sizin Berlinli Türklere önerilerinizi sormak isterim sevgili Dr. Tuncay?
Dr. Tuncay: Madde bir, maskeden asla vazgeçmesin. Fiziki mesafeyi korumaya devam etsinler. Halâ rizikolu olan grupları da söyleyeyim: 65 yaş üstü insanlarımız, kalp ve astım hastaları, kronik bronşiti olanlar, kalp ve damar hastalıkları olanlar, bir de yüksek tansiyonu ile kanser şikayeti olanlar. Bu grup kendini devamlı izole edecek. Sabırla sonbaharı bekleyelim, ikinci bir tsunami dalgasına yakalanmayalım. Almanya bu konuda çok hassas, Türkiye’nin de aldığı tedbirleri yerinde buluyor ve beğeniyorum. Diğer ülkeler de zannediyorum, buna benzer tedbirler alacaklar. Bu yıl iyi kötü denize girilebilecek. O da şart. Belli bir oranda güneş görmemiz de gerekiyor.

Araya giriyor, soruyorum: Bir de inanmayanlar var onlar için ne diyeceksiniz?
Cevaplamaya devam ediyor Dr. Tuncay: İnanmayanları davet edeceksiniz. Patolojik bulguları göstereceksiniz. “Onlar başka sebepten ölmüş” diyeceklerdir onlar ama yine de! Zira inanmayanı, inandırmak zordur. Bir de felâket tellallığına, komplo teorilerine çok alıştık. Bu konu yalnız Türkler arasında değil, tüm dünyada milli bir spor haline geldi. Kısacası dikkat edeceğimiz şeylerin başında aile arasında kalmaya özen göstermek geliyor. Seyahatlerde, mesela uçakta mutlaka maske takmak gerekir. Restoranlara gidilebilir, ama oturma koşullarına dikkat etmeli, masalar birbirinden uzak olmalı. Bir de bu gibi yerlerde personel mutlaka maske taşıyacak. Maske taşımayan personelin olduğu yer rizikolu. Bu gibi yerlerden mümkün olduğu kadar uzak durulacak.

Sevgili Dr. İsmail Nevzat Tuncay, öncelikler Berlinliler için, aslında Koronavirüsle yaşayan herkes adına bize zaman ayırdığınız ve bu değerli bilgileri aktardığınız için size ne kadar teşekkür etsek azdır. Teşekkürler.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*